bazen en güzel ses insanın içindedir
sanki, varlığını unuttuklarını bir tavan arasında, tozlu çarşafların altında bulmak gibi. kuytuda kalmış olsa da, ‘değerlisi’ insanın, ona kendi değer(ler)ini hatırlatan.
her gün olmaz bu, biliyorum.
insan her gün bulamaz o hem yukarıya hem de çok derinlere inen merdiveni ve örümcek ağlarının koruduğu ‘mazisini’
o yüzden, şimdi sadece şükretmeli.
tecrübe insanı daha mı cesur yapar, daha mı korkak?
sinirlenmeme sinirlendim,
üzülmeme üzüldüm.
hislerine hislenme mi bu?
bu durumun bi adı var mı?
keşke yanıtım olsa
itiraflar hep ardışık mıdır?
-
-
“He was like a song I’d heard once in fragments but had been singing in my mind ever since.”— Arthur Golden (via faeriepetals)
-
-
-
“So many books, so little time.”—
Frank Zappa (via libraryland)

-
Tanıdıkça yabancılaştığım,
Dinledikçe sustuğum,
Gördükçe uzaklaştıklarım var.
Oyunu hile yapmadan bitirmeye çalışıyorum sadece.
En GERÇEK...
-
okuyup geri getireceğim, söz.
-
Ben şimdi gidip başkasının kokusunu çeksem içime, burnum sızlar.
Anlatabildim mi?